Pilot mu, Takım mı Yoksa F1 mi?

yazar:

kategori:

Bizler, Türkiye’deki sayısını bilemesekte, dünyada ve özellikle avrupada milyonlarca takipçisi olan Formula 1 dünyasına gönül verenlerdeniz. Her birimiz başka yıllarda, başka takımlarla, pilotlarla, araçlarla, kurallarla ve başka bir şekilde başladık bu sevdaya, ama hepimiz F1’i sevdik ve izlemeye devam ediyoruz.Kimimiz araçlara olan ilgisi ile giriş yaptı, kimilerimizi ise hıza olan aşkları çekti bu görkemli dünyaya. Tam bir spora benzemeyen, dünyanın en pahalı, teknolojinin yarıştığı, belki pek bilinmez ama avrupanın futboldan sonra en çok takip edilen sporu olması gibi F1’in sıradışı özellikleri bizleri bir şekilde büyüledi.

Bu gençte, 97-98 yıllarında ortaokuldan liseye geçtiği yıllarda, “en” lerin sporunu farketti. Biz Türkler “en” leri severiz.. Bizim izlediğimiz spor dalı en öndedir, tuttuğumuz takım en büyüktür…  Hız, teknoloji ve ekonomik büyüklük çocuğun ilgisini çekti, ayrıca FW18’i duydu, yenilmezdi ve o zamanlar çokça dinlediği dans müziği örneklerinden Dj Visage’ ın Formula albümündeki Schumacher parçası ilgisini daha bir perçinledi. Türkiye’nin bu spora verdiği önemi ve bunun sonucunda oluşan şartlarını göz önünde bulundurursak, internetsiz olmasının da eklersek ilk yıllarda şimdi olduğu gibi “dolu dolu” sevemiyordu F1’i. Evet bir tutkuya dönüşmüştü ama, bu kadar bilinçli değildi. İş birilerini desteklemeye gelince, 90 ların sonunda izlemeye başlayan klasik taraftar kitlesi gibi onunda önünde gerçekte iki seçenek vardı; kırmızı ya da siyah. O zamanlar takım ile pilot tutma arasındaki farkı idrak edemeyecek kadar toydu. Tek bildiği onun için Schumacher’in dünyanın 1 numaralı pilotu ve Ferrari gibi her zaman defter etiketlerine hayranlıkla baktığı markanın da 1 numaralı takım olduğuydu. Ayrıca tarihe olan ilgisi sebebiyle İngilizleri pek sevmezdi, doğal olarak Mclaren’i tutmak bir yana, rakipten çok düşman gibi gördü. İtalyanlarla da bir bağı yoktu tabi, takımların geçmişlerini pek bilmiyor ve ilgilenmiyordu, fakat “Tifosi” kelimesi çok hoşuna gitmişti. Ne var ki, 98-99 yıllarında, Mclaren onun gözünde çok hızlı ama yarış dışı kalmaya müsait bir araç olarak dururken, Ferrari yavaş ama yarışın sonunu mutlaka görebilecek bir araç gibi durmaktaydı. O yıllardan sonra Ferrari ve Schumacher vites arttırıyor.  Sürekli gelişen F1 ile birlikte bu çocukta büyüyor ve değişik etkilenmeler yaşıyor; 00 da pistlerin şahı olarak gördüğü Belçika’da Hakkinen muhteşem bir geçiş sergiliyor saygıyı tartışmasız hakediyor, 01 de İspanya’da son turda yarış dışı kalıyor ve bugüne kadar iyi bir aracı olduğu için Schumacher’i geçtiğini düşündüğü pilot aracı sebebiyle son turda yarış dışı kalıyor, o an deli gibi sevinen çocuk hastası olduğu Schumacher’inde çok iyi bir araca sahip olduğu için Hakkinen’i geçtiğini, dolayısıyla aracın önemini kavrıyor, FW18’i tekrar hatırlıyordu. Kendisi bildiğimiz futbolcu kartları ile büyümüştü ve şimdiki çocuklar gibi değişik özelliklerin değişik üstünlükler doğurduğuyla pek ilgilenmemişti, onun için bir tane “en” olmalıydı ama oda her pilot ve aracın farklı üstünlükleri olduğunu kabullenecekti. O da zamanla tartışmaya başladı, hem de en hararetlisinden tartışmalardandı bunlar, o yıllarda pilotlarda pek çekişme kalmayınca takımları kavramaya Ferrari’yi daha iyi tanımya başladı. Taa ki RAI yazısı F1’e girene kadar Mclaren düşmanlığı devam etti.

Kimi ile birlikte karşı takıma pek laf atmaz oldu, onun orda değilde Ferrari’de olmasını diledi. Michael’den önde değildi ama onu pek rakip olarak göremedi gözleri. Kendisine yavaşça hayranlığı arttı ve Schumi bırakınca 1 numaralı pilotu artık onun kafasındaki yerine hazırdı. Kısaca bu benim hikayem …

Şimdi Kimi’nin Mclaren’e dönme ihtimali var ve ben bir ikilemde kaldım, aklımdakileri sıralamak isterim. Pilotlar yetenekli ve bu sporun canlı kanlı parçası olarak hep gözönündeler. Tabi karakterleride, herkes için farklı özellikler daha önemli. Bazılarımız kazanmak için herşeyi yapan pilotları sever, şampiyonların mayasında bu hırsın var olduğuna inanırlar, kimse şimdi savunmaya geçmesin ama bu böyledir, Schumi de, Senna da, Alonso da ve Hamilton da bu özellik mevcuttur. Ayrıca konuşkan, girişken olanları sevenlerde vardır, onlar konuşmazsa işin tadının tuzunun kaçıcağına inananlar ve birbirleriyle çekişen insanları izlemeyi sevenler. Herkes için artılar ve eksiler değişir ama şahsi kanaatim ile günümüze bakarsam; Alonso, gerçekten çok hırslı, istikrarlı ve son derece konsatre, ama bana uygun değil, ayrıca bir başkasına sataşmak bana göre değil, elimde değil direk ezilenin yanında olma mantelitesi gibi laf atana karşı soğuyorum, tabi bir de 05’te aynı sayıya rağmen yarış dışı kalmadığı için ve 06’da Schumi tam geri dönmüşken puan avcısı konumu beni rahatsız etmişti, Hamilton; çok yetenekli, takımında da biraz el üstünde tutulduğu yadsınamaz, agresifliği iyi bir özellik olsada ondaki derecesi biraz yanlış, tabi ki heyecanını ve baskıyı kontrol etmek için genç ama geçildiğinde ya da virajlarda cesurca saldırmasını görmezlikten gelemiyorum. Mclaren’in virajlardaki ve frenlerdeki avantajını kullanmaktan çekinmiyor (az lastik patlatmasalarda) ama diğer pilotların altındaki yüksek maliyetli araçları onun kadar kolay feda edemediklerini görüyorum, Massa gibi onun geldiğini görünce frene asılmayan bir kaç pilot daha olsa virajlarda daha çok spinler atar diye düşünmeden edemiyorum, nitekim start anında Raikkonen’e geçildiğinde dikine girdiği virajda Rai kaçmasa yarışdışı kalabilir ve pahalıya mal olabilirdi (Örnekler çoğaltılabilir), Massa, onun için tek söyleyebileceğim azmin ta kendisi ve Kimi’yi gerçekten rakip olarak görüyor ve pek sevmiyor, Raikkonen, hırssız ve az konuşan, insanlarla didişmeyen ve soğuk bir kişi olduğu kesin ama bir o kadar da yetenekli ve hızlı. Onu eleştirenleri anlayabiliyorum, tamamen odaklanamadığı kesin ve bu bir eksiklik ama direksiyonda isteyen bir Rai olduğu gün üstüne tanımam. Bu benim görüşümdür katılamaya bilirsiniz ama Hamilton ve Alonso’yu çalışkan öğrencilere ama Kimi’yi zeki öğrencilere benzetmekteyim. Bu şu demek değildir, Kimi de onlar kadar hırslı ve konsantre olsa ezer geçer, aksine bünye bunu kaldırmayabilir, ters tepebilir. O böyle biri, olduğundan ne eksiği ne fazlası. Doğuştan yetenek bakımından en önde olduğuna inansamda pist üstünde bu üstünlüğünü koruyacak diğer özelliklere sahip değil. Ayrıca karakterine imreniyorum, ben asla az konuşabilen biri olmadım, girdiğim her ortamda konuşmaya müdahil olan bir yapım var. Konunun başında da geçtiği gibi herkesin farklı bir üstünlüğü mevcut. Bir genelleme yapmak istersek, hıza kimse hayır demese gerek, SPA deyince de akan sular durur, bunlarda beni Kimi’ye daha fazla iter. Tüm bunları düşününce; ben pilot mu tutmalıyım? Arkadaşları duyar gibiyim pilot geçici takımlar kalıcı….

F1 çok değişkenli bir spor, motorundan aero dinamiğine, pist uyumundan hava koşullarına, lastikleri çalıştırmaktan yakıt tüketimine, hızından dayanıklılığına, viraj performanslarından kerblerde zıplama oranlarına ve daha birçok özelliğe göre öndeki araç değişebilir. Şimdi sesli düşünüyorum; yeni bir teknolji girdiğinde hangi takım bulursa bulsun önce takdirimizi kazanıyor, bizim tuttuğumuz takımların daha iyisini yapmasını istiyoruz ama dikkat ediyorum, bu gelişmeleri sahipleniyoruz da, mesela F1 sporunu yeni teknolojisini de tezimize katarak başka sporlara karşı överek koruduğumuzu fark ediyorum, hem de hangi takımın gerçekleştirdiğini önemsemeden. Ayrıca lafa gelince takım emirlerine karşı olan bizler, aynı anda şampiyonluğa koşan iki pilotun aslında birbirlerinin puanlarını çaldığını ve denk bir rakip varsa bunun pilotlar şampiyonluğu için büyük bir sorun olduğunun da farkındayız. Niye yıllardır forumlarda takımların şampiyonluğundan çok pilotların şampiyonluğu konuşulur. Bir başka büyük soru işareti de F1 dünyasına son yıllarda adım atanların Mclaren ya da Ferrari veya Renault’ dan başka bir takımı tutma şanslarının yüzde kaç olduğudur. Ayrıca takımların devamlılığı da söz konusu, bir çok büyük takım bıraktı, bu takımın taraftarları da bıraktı mı, yılların bir başka efsanevi takımı garaj takımı Williams’ın taraftar sayısının durumu Türkiye de nedir acaba? İlk kez Ferrari ile ilgili duvarlarım yıkılmak üzere, kendilerini gerçek Tifosi ilan edenler şimdiden benim de ipimi çekmişlerdir sanırım. Tüm bunların yanında gerçekten saygı duyduğum ama sevemediğim, benim takımıma ve pilotuma karşı birçok anlamsız eleştiride bulunan, çocukluğundaki hayali Mclaren olan bir pilotu desteklemek istememek suç mu? Kendisinin Ferrari için şu sıralar verdiği demeçleri içten bulmuyorum, kendisinde şampiyon kumaşı var ve bunun içinde bir araca ihtiyacı var, o da yapması gerekeni harfiyen uyguluyor, kim bilir belki ilerde gerçekten takımımızı sever. Kimi içinse üzüldüğüm tek nokta sanki yerinin birine karşı savunması gerekiyormuş gibi gözükmesi, istenmeyen ilan edilmesi, 09 senesinin istisnasını göz önüne alırsak, Kimi’nin 2 yılda Ferrari’ ye vermediği tek şey 08 pilotlar şampiyonluğudur ki, onu da Massa kovaladı zaten. Buna karşın daha ilk haberlerde bile pilotunu korumayan takım da benim takımımdır, o günden beri tek isteğim Rai’nin gitmesidir. Umarım hiç bir aksilik çıkmaz ve gider…

Peki durum medyanın dediği gibi olursa bizi neler bekleyecek, Massa performansından bir şeyler kaybetmezse Alonso’yu ikinci bir ciddi rakip bekliyor olacak ki bu takım ve onun adına iyi olmaz veya Massa eskiye dönemez, takım yaptık bir hareket arkasında duralım diyerek Alonso ya ağırlık verirse, bir de aracı onun sürüşüne uydurursa kazançlı çıkabilir. Diğer taraftan ben artık Kimi’den pek umutlu değilim, bu hareketlere de beklediğimiz gibi tepkisiz kaldı ve beklediğimiz gibi intikam da düşünmeyecektir. Gideceği yer Mclaren olursa, şahsi düşüncem Lewis’e verilen desteği arkasında bulabileceğinden şüpheliyim. Donuk bir sezon geçirirse F1 den kopabilir. Gönlümden geçen ise, iddialı olacak ama, bir sezonluğuna asılırsa ve iyi bir araç kombinasyonunu yakalarsa iz bırakacaktır…

Yarın kendini takım tutmak zorunda hissetmeyen tüm Alonso fanları yıllarca bu satırlarda eleştirdikleri laf attıkları takıma geçmeyecekler mi? Onları eleştirmek haddime değil ama ben bu yapıda değilim, Alonso’yu tutamam. Ben ne yapmalıyım, kuş değilim ki göçeyim, hissiz değilim ki söylediklerimi yutayım! Kimi nereye giderse gitsin pilotlar da kendisini tutacağımı, takımlarda ise burukta olsam Ferrari’nin yarısını tutacağımı biliyorum. Belki de yıllar içerisinde en kolay saf değiştirilebilecek spor dalı F1’dir, sonuçta spora gönül verirsin ve sana denk gelen yıllarda seyrettiğin pilotlardan en yetenekli bulduğunu tutabilirsin. Şimdi sorarım; pilot mu, takım mı Formula 1 mi?

Kadir YILMAZ

Not: Pilotumu anlatırken başka pilotlardan bahsederek onların fanlarını kırdıysam kusuruma bakmayın.